O Gün, Kayseri’nin Soğuk Sokaklarında
Kayseri’nin sabahı her zaman sessiz başlar, ama o gün farklıydı. Penceremi açtığımda rüzgârın yüzüme çarpmasıyla içim ürperdi; öyle bir ürperme ki sanki ruhuma dokunuyordu. Günlüğüme bir şeyler karalamak istedim; içimde bir sıkıntı vardı ama adını koyamıyordum.
O sabah, annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. Kokular evin içine yayılırken, gözüm buzdolabındaki domuz etine takıldı. Hayır, biz hiç almazdık ama misafir gelmişti ve annem de istemeden koymuştu. O an, aklıma Kur’an’da domuz etinin haram olduğuna dair ayet geldi. Küçük bir panik, bir şaşkınlık, bir utanç hissettim; sanki kendi içimde bir çatışma vardı.
İçimdeki Çatışma
Bazen insanın kendi inancıyla baş başa kalması gerekir. O an ben öyle bir durumdaydım. Domuz eti… Kelimeyi düşündükçe boğazımda bir yumru oluştu. Günlüğüme yazmak istedim: “Neden içimdeki bu sıkıntı bu kadar büyük?” Ama kelimeler boğazımda düğümleniyordu.
O anda hatırladım, Kur’an’da bakara suresi 173. ayette, domuz etinin yenilmemesi gerektiği açıkça belirtiliyor. Ama mesele sadece yasak ya da serbest olmak değildi. İçimde, “ya yanlış yaparsam” korkusu, “ya bu bir sınavsa” endişesi vardı. Kalbim hızlı hızlı atıyor, gözlerim doluyordu.
Bir Dostla Paylaşmak
Öğleden sonra, en yakın arkadaşım Can’la buluştum. Onun yanında daha rahat hissedebiliyordum; kendimi saklamak zorunda değildim. Sokakta yürürken, hislerimi ona döktüm: “Bugün domuz eti meselesi yüzünden kendimi suçlu hissettim.”
Can beni dinlerken hafifçe başını salladı. “Bazen küçük şeyler bile büyük bir yük gibi gelir, kardeşim,” dedi. İçimde bir nebze rahatlama oldu. Çünkü duygularımı kelimelere dökmek, onları paylaşmak, bana cesaret veriyordu.
Hayal Kırıklığı ve Umut Arasında
Akşam eve dönerken bir yandan hayal kırıklığı hissediyordum, bir yandan da umut vardı. Hayat işte böyle bir şeydi; bazen küçük sınavlarla karşılaşıyorsun ve bir şeyleri doğru yapmak için çabalıyorsun. Günlüğümü açtım ve uzun uzun yazdım:
> “Bugün kalbimde bir çatışma vardı. Domuz eti… Kur’an’da yazıyor, biliyorum. Ama insan bazen kafası karışık oluyor, duygularıyla boğuşuyor. Bu karışıklığın içinden çıkmak, kendi yolunu bulmak sanırım hayatın kendisi.”
Yazarken gözlerim doldu. Ama aynı zamanda bir huzur vardı; duygularımı bastırmak yerine onları kabul etmiştim.
Gece ve İçsel Hesaplaşma
Gece odama çekildim, pencerenin kenarında oturdum. Kayseri’nin ışıkları uzaktan yanıyor, sessizlik sokakları kaplamıştı. İçimde hâlâ bir endişe vardı ama artık onu daha iyi anlıyordum. Domuz eti meselesi sadece bir anlık bir sınavdı; aslında önemli olan kalbimin ve vicdanımın sesiyle hareket etmekti.
O gece günlüğüme şunu yazdım: “Her şeyi bilmek, her zaman doğruyu yapmak anlamına gelmez. Önemli olan hislerini fark etmek ve onlarla yüzleşmek. Bugün ben bunu yaptım.”
Yeni Bir Başlangıç
Ertesi sabah uyandığımda içimde hafif bir rahatlama vardı. Domuz eti meselesi artık bir korku değil, bir hatırlatıcıydı; kendi değerlerime ve inancıma sadık kalmak için bir işaret. Hayat küçük detaylarla öğretir insanı; bazen domuz eti, bazen bir bakış, bazen de bir kelime.
Günlüklerimde bu duyguları yazmak bana güç veriyor. Çünkü kelimelerle yüzleşmek, içimdeki karmaşayı çözmek demek. Artık biliyorum ki, duygularımı saklamadan yaşamak, hayatın en saf hâliyle yüzleşmek demek.
Son Söz
Domuz eti Kur’an’da yazıyor, evet… Ama benim için asıl ders, bu gerçeği hissetmek ve ona göre yaşamak. Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken, içimdeki hisleri kabullenmek, bana bir tür özgürlük verdi. Belki küçük bir an, belki büyük bir farkındalık… Ama önemli olan hissetmek, anlamak ve yoluna devam etmekti.
İşte o anlardan biriyle büyüdüm, kendimle yüzleştim ve içimdeki sessiz sesi duyabildim. Hayat böyle küçük sahnelerle dolu, ve ben her defasında bir şeyler öğreniyorum.